Zevk-ü sefâ’ya bir tepki olarak doğan İslâm sûfîliği, yerin göğün gerçek sahibi,
efendisi Allah’a kulluğu hedeflemiştir. İç âlemi nurlandırmak, hakîkat-ı
Muhammediyye’ye (insan-ı kâmile) nâil olmak onların en büyük arzusuydu. Bu
duygular içinde hayatlarını idâme ettiren büyük sûfîler, Uzakdoğu’da, Anadolu da,
erişebildikleri her yerde Müslümanlığı anlatmışlardır. Onların bu alçak gönüllü,
ahlâklı duruş ve yaşamları karşısında geniş halk kitleleri Müslümanlığı kabul
...